ARAŞTIRMA MASASI

Haber arşivi

Ülke, konu ve tarihe göre yerel kaynaklardan gelen haberleri keşfedin.

7 haber · Sayfa 1

Kuzey Amerika’da Zorlu Hava Koşulları Bitki Koruma Ürünlerinde Formülasyonun Önemini Öne Çıkardı
Görsel kaynağı: RealAgriculture · Özgün haber

Kuzey Amerika’da Zorlu Hava Koşulları Bitki Koruma Ürünlerinde Formülasyonun Önemini Öne Çıkardı

Kuzey Amerika’da bu sezon yaşanan zorlu hava koşulları, üreticilerin bitki koruma ürünlerinden tutarlı performans almasını güçleştirdi. Şiddetli yağışlar ve dar uygulama pencereleri, çiftçileri ilaçlamayı yağışa dayanıklılık süresinin sınırına çok yakın yapmaya zorladı. Life Scientific’in Kuzey Amerika agronomisti Ryan Adams, bu koşulların ürün değerlendirmesinde yalnızca aktif maddeye değil, tüm formülasyona bakılması gerektiğini gösterdiğini söyledi. Adams’a göre ürün yaprağa ulaştıktan sonra da etkisini tamamlaması, yaprak dokusuna nüfuz ederek çalışması gereken bölgeye ulaşması gerekiyor. Life Scientific, patent dışı ürünlerinin orijinal markalı seçeneklerle eşleşmesi için Dublin, İrlanda’daki formülasyon kimyagerlerinin yürüttüğü tersine mühendislik sürecini kullanıyor. Analitik ekip hedef ürünü ayrıştırıyor, ayrıntılı bir reçete kartı oluşturuyor ve tam eşleşme sağlanana kadar formülasyonları geliştiriyor. Girdi maliyetlerinin önemli bir endişe olduğu dönemde Adams, üreticilerin alternatifleri yalnızca fiyat üzerinden değil, formülasyon eşdeğerliği, garanti ve ürün desteği açısından da değerlendirmesi gerektiğini belirtti.

Paraguay’da Mısır Zararlısı Soyaya Yayıldı
Görsel kaynağı: ABC Color · Özgün haber

Paraguay’da Mısır Zararlısı Soyaya Yayıldı

Paraguay’da mısırın başlıca zararlılarından Spodoptera frugiperda, soya tarlalarında da görülerek üreticiler için yeni bir mücadele sorunu oluşturdu. Entomolog Stella Candia, El Niño olgusuna bağlı aşırı yağış ve yüksek nemin soya üretimini etkilediğini, tırtıl saldırılarının erken başladığını ve zararlının birkaç üretim dönemi boyunca çoğalarak mısır dışındaki ürünlere uyum sağladığını belirtti. Zararlının soyadaki etkisi bitkinin gelişim dönemlerine göre değişiyor. İlk aşamada genç fideleri kesen tırtıl olarak ortaya çıkan Spodoptera frugiperda, daha sonra yaprakları tüketiyor ve son aşamada baklalara zarar veriyor. Mısırdaki bazı popülasyonların Bt teknolojili materyallere duyarlılığını kaybetmesi, zararlının sorgum, buğday ve yulaf gibi diğer buğdaygillere yönelmesiyle ilişkilendiriliyor. Candia, böylece sorunun tek bir ürünü değil, üretim sisteminin tamamını ilgilendirdiğini söyledi. Tohum ilaçlaması, genç bitkileri kesen tırtıla karşı başlıca araç olarak gösteriliyor. Ancak yağışlı ve nemli koşullarda bu uygulamanın etkisi daha kısa sürüyor ve zararlı daha uzun süre aktif kalıyor; bu nedenle birçok üretici ilk insektisit uygulamasını öne çekti. Nem, ayrıca ilk yaprakları delen Diabrotica speciosa ile çiçeklenme döneminde tarlayı kolonileştiren kokar böceklerin görülmesini destekledi. Bu zararlılara karşı temas etkili insektisitler öneriliyor. Uzman, ilaçlama öncesinde tarladaki zararlının türünün, yoğunluğunun ve gelişim büyüklüğünün belirlenmesi için izleme yapılmasını istedi. Mücadelenin, yıkanmaya dayanıklı formülasyonlarla ve etken maddelerin bitkide daha uzun süre bulunmasını sağlayacak seçeneklerle yürütülmesi gerektiği belirtildi. Paraguay pazarında metadiamidler, izoksazolinler, etiprol, klorfenapir ve spinetoram gibi seçenekler bulunuyor; trips ve akarların ise yağışların sürmesi halinde daha az görülmesi bekleniyor.

Buğday ve Arpa Ekimi İçin Yüksek Verimde Üçlü Yaklaşım
Görsel kaynağı: Večernje novosti · Özgün haber
Veri haberi

Buğday ve Arpa Ekimi İçin Yüksek Verimde Üçlü Yaklaşım

Buğday ve arpa ekiminde gelecek yaz yüksek ve kaliteli verim hedefi için toprak hazırlığı, dengeli gübreleme ve kaliteli tohum kullanımının birlikte planlanması öneriliyor. Ekim zamanının da hava koşullarına bağlı olarak ekim ayından kasım ortasına kadar uzanan uygun agroteknik döneme göre belirlenmesi tavsiye ediliyor. Temel toprak işlemesinin ekimden önce zamanında yapılması ve toprağın dinlenip oturmasına fırsat verilmesi isteniyor. Sürüm için 25–30 santimetre derinlik önerilirken, ekimden birkaç gün önce diskleme, tırmıklama veya ekim yatağı hazırlayıcısı kullanılarak yüzeyde düz ve kırıntılı bir yapı oluşturulması gerekiyor. Bu yapının düzgün çıkış, kök gelişimi ve kışın düşük sıcaklıklara dayanıklılık açısından yararlı olduğu belirtiliyor. Sonbaharda gelişip kardeşlenen buğday ve arpa için gübrelemede fosfor ve potasyuma ağırlık verilmesi, ancak uygulamanın agro kimyasal toprak analizine göre belirlenmesi öneriliyor. Analiz sonucuna bağlı olarak azotu daha düşük, fosfor ve potasyumu öne çıkan NPK, yani azot-fosfor-potasyum, formülasyonları; 8:16:24 veya 15:15:15 gibi seçenekler değerlendirilebiliyor. Fosfor güçlü kök gelişimi ve dona dayanıklılıkla, potasyum ise sapın sağlamlığı ve yatmaya karşı dirençle ilişkilendiriliyor. Azotun sonbaharda daha düşük miktarda uygulanması isteniyor. Üreticilerin kontrol edilmemiş ticari tane yerine beyanlı ve sertifikalı tohum seçmesi tavsiye ediliyor. Sertifikalı tohumun yüksek çimlenme, çeşit saflığı ve bitki sağlığı sağladığı; fungisitlerle ilaçlanmasının da başlangıç döneminde hastalık etmenlerine karşı koruma sunduğu aktarılıyor. Buğday ve arpa çeşidi seçiminde bölgeye uyum, yatmaya, pas ve külleme gibi hastalıklara ve aşırı iklim koşullarına dayanıklılık ölçütlerinin dikkate alınması öneriliyor.

UCSC, Zeytin Yapraklarından Antioksidanın Yeşil Çözücüyle Geri Kazanımını İnceledi
Görsel kaynağı: Portal Agro Chile · Özgün haber
Veri haberi

UCSC, Zeytin Yapraklarından Antioksidanın Yeşil Çözücüyle Geri Kazanımını İnceledi

Şili’deki Universidad Católica de la Santísima Concepción (UCSC) liderliğinde yürütülen araştırma, zeytin yapraklarından hidroksitirosol adlı antioksidan bileşiğin elde edilmesi ve korunması için doğal derin ötektik çözücüleri (NADES) değerlendirdi. Laktik asit ve glikozdan hazırlanan NADES, bileşiğin ultrason destekli ekstraksiyonunda kullanıldı. Çalışma, zeytin yapraklarını tarımsal sanayi kalıntısı modeli olarak ele alarak, bu tür hammaddelerdeki işlevsel bileşiklerin sürdürülebilir yöntemlerle geri kazanılmasını araştırdı. NADES, şekerler, amino asitler ve organik asitler gibi biyomoleküllerin oluşturduğu, hidrojen bağları sayesinde oda sıcaklığında sıvı kalabilen karışımlar olarak tanımlanıyor. Araştırmada bu sistemin yalnızca geleneksel kimyasal çözücülere alternatif olması değil, ekstraksiyon sonrasında hidroksitirosolün korunmasına ve gelecekteki formülasyon çalışmalarına da katkı sağlaması amaçlandı. Çalışma, 4 Eylül 2026’da Food and Bioprocess Technology dergisinde yayımlanmak üzere kabul edildi. Deneylerde hidroksitirosolün denge konsantrasyonunun yaklaşık %93’üne ekstraksiyonun ilk 30 dakikasında ulaşıldı. Sistem yaklaşık 75 ppm hidroksitirosol içerirken bu miktar, kuru yaprağın gramı başına 0,525 miligrama karşılık geldi. Bilgisayar destekli COSMO-RS analizlerinde de laktik asit ve glikozdan oluşan NADES ile hidroksitirosol arasında, model koşullarında suya kıyasla yaklaşık 63 kat daha yüksek göreli termodinamik tercih belirlendi. Depolama testlerinde NADES’in bileşiğin korunmasına katkı sağlayabileceği görüldü. Depolamanın 10. gününde NADES sistemi hidroksitirosolün yaklaşık %70’ini korurken, su bakımından zengin referans sisteminde bu oran yaklaşık %14’te kaldı. Yetmiş günün sonunda NADES içinde bileşiğin yaklaşık %17’si saptanırken, sulu referans sistemindeki yoğunluk neredeyse sıfıra indi. Ekstraksiyon sırasında NADES’in su içeriği %4,1’den %5,7’ye yükseldi; su aktivitesi ise 0,55’ten 0,62’ye çıktı. Araştırmacılar, sonuçların NADES’in hidroksitirosolün uzun vadeli bozunmasını tamamen önlediği anlamına gelmediğini belirtti. Çalışma, bunun yerine, aynı sıvı ortamın bileşiği hem ekstrakte edip hem de belirli ölçüde koruyabildiğini gösteriyor. Ekip, yöntemin gıda, nutrasötik bileşen ve kozmetik alanlarına yönelik işlevsel platformlarda kullanılabilmesi için farklı hammaddeler ve koşullarda doğrulanması gerektiğini bildirdi. Araştırma ayrıca UCSC ile Universidad de Concepción arasındaki iş birliğini, uluslararası katkıları ve doktora öğrencisi eğitimini kapsadı.

Sera Testlerinde Bakteriyofaj P27, Turunçgil Kanseri Lezyonlarını %60’a kadar Azalttı
Görsel kaynağı: Canal Rural · Özgün haber
Veri haberi

Sera Testlerinde Bakteriyofaj P27, Turunçgil Kanseri Lezyonlarını %60’a kadar Azalttı

São Paulo’daki narenciye bahçelerinde keşfedilen bir bakteriyofaj, turunçgil kanserine karşı umut verici sonuç verdi. Bakterileri enfekte eden bir virüs türü olan bakteriyofaj P27, sera koşullarındaki denemelerde portakal ağaçlarındaki turunçgil kanseri lezyonlarını tedavi uygulanmayan bitkilere kıyasla %60’a kadar azalttı. Xanthomonas citri bakterisinin neden olduğu hastalık, yaprak ve meyvelerde kahverengi lekeler oluşturarak narenciye üretiminde kalite ve verim kayıplarına yol açıyor. Eylül ayında Microbial Genomics dergisinde yayımlanan araştırma, São Paulo Eyalet Üniversitesi (Unesp), Narenciye Savunma Fonu (Fundecitrus) ve Birleşik Krallık’taki Manchester Metropolitan Üniversitesi iş birliğiyle yürütüldü. Bilim insanları, 2018-2021 arasında São Paulo’daki 12 kırsal işletmede yaptıkları taramada 72 bakteriyofaj çeşidi izole etti; bu virüsleri farklı Xanthomonas citri hatlarına karşı enfeksiyon, gelişme, kararlılık ve genetik yapı bakımından değerlendirdi. Araştırmacı Caio Zamunér’e göre sonuçlar, P27’nin bitki dokusundaki bakteriyi enfekte edip yok edebildiğini gösteriyor. Ancak bakteriyofajın tarla koşullarında kullanılabilmesi henüz kesinleşmiş değil. Güneşin ultraviyole ışınları virüsü laboratuvar testlerinde birkaç dakika içinde etkisizleştirdiği için ekip, yaprak üzerinde bakteriyofajı koruyacak formülasyonlar geliştirmeye çalışıyor. Araştırmacılar ayrıca bakteriyel direnci sınırlamak için doğal maddelerin kullanılmasını ve bakteriyofajların daha düşük bakır konsantrasyonlarıyla birlikte uygulanmasını değerlendiriyor.

Meyve Bahçelerinde Sonbahar Gübrelemesinde Azot Uyarısı
Görsel kaynağı: Agrosavjet · Özgün haber
Veri haberi

Meyve Bahçelerinde Sonbahar Gübrelemesinde Azot Uyarısı

Hasat sonrasında meyve ağaçlarının uygun şekilde beslenmesi için sonbahar döneminde temel gübreleme yapılması öneriliyor. Organik ve mineral gübrelerin bahçenin tamamına dağıtılması, ardından toprağın işlenmesi gerekiyor. Organik gübreler arasında özellikle yanmış veya yarı yanmış sığır gübresi öne çıkıyor. Humus bakımından zayıf topraklarda bu gübrenin 3-4 yılda bir hektara 30-40 ton verilmesi tavsiye ediliyor. Kompost da kullanılabilecek organik gübreler arasında yer alıyor. Mineral gübre seçiminin toprak yapısı ve analiz sonuçlarına göre yapılması gerekiyor. Fosforu düşük kırmızı ve kahverengi karbonatlı topraklarda NPK 10-30-20 gübresi hektara 1200-2300 kilogram miktarında uygulanabiliyor. Rendzina, besin maddelerince fakir karbonatlı topraklar ve pseudogleylerde ise NPK 7-20-30 veya NPK 5-15-30 formülasyonları, hektara 1400-2700 kilogram aralığında öneriliyor. Asitli topraklar ve kırmızı topraklarda kalsiyum ihtiyacı, kalsiyum karbonat veya kalsiyum magnezyum karbonat kullanılarak karşılanabiliyor. Kireçleme olarak adlandırılan uygulama için hektara 4-6 ton miktarı veriliyor. Fosfor ve potasyumun toprakta daha yavaş çözündüğü, bu nedenle bitkilere daha uzun süre ulaşabildiği belirtiliyor. Gübreleme zamanında azot içeriği düşük ürünlerin sonbaharda, azot oranı yüksek gübrelerin ise bitkilerin daha iyi değerlendirebildiği vejetasyon döneminde kullanılması gerekiyor. Uygulama sırasında önce mineral, sonra organik gübre dağıtılmalı; ardından sürüm veya frezeleme yapılmalı. Eğimli arazilerde tüm bahçeyi sürmek yerine yalnızca ağaç çevresinin işlenmesi, yağışla toprak ve kök kaybını önlemek açısından öneriliyor. Mineral gübre seçiminin doğrulanması için toprağın her dört yılda bir agro-kimyasal analizden geçirilmesi gerekiyor.

Şili’de Domates Atıkları Yüksek Değerli Bileşenlere Dönüştürülüyor
Görsel kaynağı: Portal Agro Chile · Özgün haber
Veri haberi

Şili’de Domates Atıkları Yüksek Değerli Bileşenlere Dönüştürülüyor

Şili’de Biodryngtech SpA, domates salçası ve püresi üretimi sırasında ortaya çıkan tomasa adlı biyokütleyi yeni gıda bileşenlerine dönüştürmek için modüler bir biyorefineri geliştiriyor. Innova Región de Corfo Metropolitana tarafından desteklenen girişim, bu atıktan likopen, domates çekirdeği yağı ve domates lifi elde etmeyi hedefliyor. Biodryngtech’in BDT teknolojisi, hücresel kavitasyon destekli ekstraksiyon ile 45 °C veya daha düşük sıcaklıkta kurutmayı bir araya getiriyor. Süreçte kimyasal çözücü ve katkı maddesi kullanılmaması, elde edilecek bileşenlerin gıda, nutrasötik ve kozmetik sektörlerinde temiz etiketli ve daha sürdürülebilir formülasyonlarda değerlendirilmesine yönelik fırsat yaratıyor. Şirket, tek bir atık akışındaki farklı bileşenleri ayırarak aynı hammaddeden çeşitli pazarlar için ürünler geliştirmeyi amaçlıyor. Projenin kapsamı, Şili’deki domates işleme sektörünün büyüklüğüyle ilişkilendiriliyor. O’Higgins ve Maule bölgeleri sanayi tipi domates üretiminde önemli bir paya sahip. Corfo O’Higgins Bölge Direktörü Andrés Mejía, bölgedeki tarımsal sanayi faaliyetleriyle atıkların değerlendirilmesi konusundaki sürdürülebilirlik ihtiyacının bu tür girişimlere zemin hazırladığını belirtti. Proje Metropolitana tarafından desteklenirken Biodryngtech’in işleme tesislerinin O’Higgins’te bulunması, iki bölge arasında teknoloji ve tarımsal sanayi bağlantısı kuruyor.