İnek-buzağı sistemi, et ve süt sığırcılığında farklı amaçlarla kullanılıyor. Et üretiminde buzağı, sütten kesildikten sonra besiye gönderilen temel ürün olurken süt sektöründe sistem, süt üretiminin sürdürülmesiyle bağlantılı bulunuyor. Kaynakta, tüketicilerin sürdürülebilirlik ve hayvan refahına ilgisinin, daha doğal ve hayvan refahına daha duyarlı görülen yetiştirme yöntemlerine yönelik dikkati artırdığı belirtildi. Bu kapsamda, buzağının yaşamının ilk haftalarında anneyle temasının uzatılması gibi yöntemler gündeme geliyor; ancak bu yaklaşımın iki üretim zincirinde de aynı ölçüde uygulanabildiği sonucuna varılmıyor.
Süt sığırcılığında buzağının genellikle doğumdan hemen sonra anneden ayrıldığı, bunun satışa ayrılacak süt miktarını en üst düzeye çıkarma amacıyla ilişkilendirildiği aktarıldı. Et üretimi zincirinde ise buzağının sütten kesilene kadar anneyle birlikte kalmasının yaygın bir yönetim uygulaması olduğu ifade edildi. Avrupa Birliği’nde hayvan refahı mevzuatının ve Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi’nin değerlendirmelerinin de buzağı ile anne arasındaki temas süresi tartışmasına katkı sağladığı belirtildi.
Araştırmacılar, metin madenciliği ve konu modelleme yöntemleriyle seçilen bilimsel yayınları üretim zincirlerine göre ayırdı. Et üretimi zincirine ilişkin 182, süt üretimi zincirine ilişkin 55 makale belirlendi. Et zincirinde bilimsel üretimin yıllar boyunca istikrarlı kaldığı ve yayınların %75’inin ABD’den geldiği bildirildi. Süt zincirinde ise yayın sayısının 2020’den itibaren belirgin biçimde arttığı, bu alandaki çalışmaların %89’unun Avrupa ülkelerine ait olduğu aktarıldı. Et zincirinde ekonomi, ırk, sürü yönetimi, mera, besleme ve buzağı performansı; süt zincirinde ise süt üretimi, annelik davranışı, emzirme, verimlilik ve hayvan refahı öne çıkan konular oldu.
İnek-buzağı temasına özel ayrıntılı taramada 39 çalışma saptandı ve bunların 34’ü süt sektörünü ele aldı. Çalışma, et üretiminde anne-buzağı bağının yerleşik yönetim uygulamalarının bir parçası olduğunu; süt sektöründe ise erken ayırmayla bağlantılı üretim hedefleri nedeniyle daha uzun temas modellerine geçişin yapısal, örgütsel ve ekonomik değişiklikler gerektirdiğini belirtti. Sağlık risklerinin yönetimi ve bu uygulamaları standartlaştıracak resmî kılavuzların bulunmaması da temel güçlükler arasında sıralandı.


