ARAŞTIRMA MASASI

Haber arşivi

Ülke, konu ve tarihe göre yerel kaynaklardan gelen haberleri keşfedin.

116 haber · Sayfa 1

EDA Başkanı Verkerk: Avrupa Süt Sektörü Küresel Pazarda Kaliteyle Rekabet Etmeli
Görsel kaynağı: Pravda Slovakia · Özgün haber

EDA Başkanı Verkerk: Avrupa Süt Sektörü Küresel Pazarda Kaliteyle Rekabet Etmeli

Avrupa Sütçülük Birliğinin (EDA) Bratislava'da düzenlenen yıllık kongresinde Koerk Verkerk başkan seçildi. Verkerk, Avrupa'nın küresel süt pazarında yalnızca fiyat üzerinden rekabet edemeyeceğini, kalite, ürün çeşitliliği ve yüksek kaliteli beslenmenin öne çıkarılması gerektiğini söyledi. Avrupa'nın dünyayı bütünüyle beslemesinin gerekli olmadığını belirten Verkerk, buna karşılık kıtanın yüksek kaliteli gıda ve beslenme sağlamada önemli bir rolü bulunduğunu ifade etti. Bu rolün, yerel üretim gücünün korunması ve süt ürünlerinin küresel pazarlara sunulmasıyla birlikte ele alınması gerektiğini savundu. Verkerk'e göre Avrupa'nın ortak pazar yapısı, bölgeler arasındaki farklılıkları ortadan kaldırmıyor. Slovakya'daki süt çiftçileri kuraklıkla mücadele ederken Hollanda'daki üreticiler çevre mevzuatının oluşturduğu baskıyla karşı karşıya bulunuyor. Bu nedenle süt politikalarının daha esnek olması ve çiftlikleri yalnızca farklı örgütlenme biçimleri ya da büyüklükleri nedeniyle cezalandırmaması gerektiğini belirtti. Çiftliklerin sadece süt üretmediğini; araziyi yönettiğini, biyoçeşitliliği desteklediğini, bölgesel istihdama ve kırsal alanların canlılığına katkı sağladığını söyledi. Piyasanın ödüllendirmediği bu kamu hizmetleri için desteğin gerekçelendirilebileceğini kaydetti. Avrupa'nın yerel ekonomik gücünü korurken ihracata da odaklanması gerektiğini belirten Verkerk, mevcut ürünleri dış pazarlara göndermenin tek başına yeterli olmayacağını ifade etti. Yeni Zelanda'nın yeni ihracat pazarlarına yaptığı yatırımları örnek gösteren Verkerk, Avrupa'nın farklı ülkelerdeki tüketici ihtiyaçlarını anlaması ve ürün teklifini buna göre uyarlaması gerektiğini söyledi. Yerel yatırımlarla yeni ürünlerin geliştirilebileceğini belirten Verkerk, hızla büyüyen peynir altı suyu proteini pazarını Avrupa için bir fırsat olarak gösterdi. Peynir ve peynir altı suyu üretiminin birbirine bağlı olması nedeniyle Avrupa'nın bu alanda mevcut altyapısından yararlanabileceğini dile getirdi. Süt sektörünün çiftçiler ile tüketiciler arasında daha güçlü bir bağ kurması gerektiğini savunan Verkerk, üreticilerin tüketicilerin değer verdiği ürünleri geliştirmesinin önemine dikkat çekti. İklim değişikliğine karşı yem, genetik, çiftlik yönetimi ve yeni teknolojiler alanında yeniliklerden yararlanılabileceğini belirtti; ancak emisyonları ve çevresel ayak izini azaltmanın maliyetinin yalnızca çiftçilere bırakılmaması gerektiğini vurguladı. Avrupa tarımındaki iş gücü ve çiftliklerin devri sorununa karşı gençlere arazi ve sermaye erişimi, eğitim, teknoloji ve güvenilir bir gelecek perspektifi sağlanması gerektiğini söyledi. Süt ürünlerinin besin değerine ilişkin tartışmaların bilimsel kanıtlara dayanması, işlenmiş gıdanın da otomatik olarak aşırı işlenmiş gıda kabul edilmemesi gerektiğini ifade etti.

Peşaver Tarım Üniversitesi ile Pakistan Süt Derneği Güvenli Süt İçin Anlaştı
Görsel kaynağı: Business Recorder · Özgün haber

Peşaver Tarım Üniversitesi ile Pakistan Süt Derneği Güvenli Süt İçin Anlaştı

Pakistan’ın Peşaver kentindeki Peşaver Tarım Üniversitesi (AUP) ile Pakistan Süt Derneği (PDA), Dünya Gıda Günü 2026 kapsamında Khyber Pakhtunkhwa Valilik Konağı’nda Mutabakat Zaptı imzaladı. Anlaşma kapsamında üniversite, güvenli ve kaliteli sütü, daha iyi beslenmeyi ve gıda güvenliğini teşvik etmek amacıyla Güvenli Süt Bölgesi ilan edildi. PDA, iş birliği çerçevesinde üniversite öğrencileri ve öğretim üyeleri için eğitim çalıştayları, beslenme farkındalığı programları, staj ve istihdam olanaklarını destekleyecek. Üniversite Rektörü Dr Imran Khan, ana kampüs ile Mardan kampüsünde Süt Parkları kurulacağını açıkladı. Khyber Pakhtunkhwa Valisi Faisal Karim Kundi törende gıda güvenliği, beslenme ve sürdürülebilir gıda sistemlerinin önemine dikkat çekti; ayrıca üniversitenin girişimini takdir etmek üzere rektöre plaket sundu.

Yazar, FDA’dan Salgınların Gerçek Kaynağını Açıklamasını İstiyor
Görsel kaynağı: Food Safety News · Özgün haber
Veri haberi

Yazar, FDA’dan Salgınların Gerçek Kaynağını Açıklamasını İstiyor

1 yayıncı · 2 haber · İncele

Food Safety News yazarı, FDA’ya sunacağını belirttiği iki yurttaş dilekçesiyle, kurumun kendi soruşturmasında bir salgının gerçek kaynağı olarak belirlediği firmanın adını açıklamasını istiyor. Talep, soruşturma sürerken olası kaynakların veya çalışma hipotezlerinin yayımlanmasını kapsamıyor; yalnızca inceleme tamamlandığında gerçekten kaynak olduğu sonucuna varılan şirketin açıklanmasını öngörüyor. Yazar, dilekçelerin federal hükümetin daha önce yapmadığı ya da yapabileceğini söylemediği bir uygulamayı istemediğini savunuyor. Yazıya göre “radikal şeffaflık” ilkesi, Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı (HHS) ile FDA’nın gıda politikalarına 2025’te taşındı. HHS, 10 Mart 2025’te kendiliğinden GRAS yolunun kapatılmasını inceleme talimatı verirken, Amerikalıların gıdalarının içeriğini bilmesini sağlama taahhüdünü açıkladı. FDA da 9 Temmuz 2025’te gıda güvenliği ve beslenme eylemlerinde radikal şeffaflığın gıda kaynaklı hastalıklar ile kronik hastalıkları azaltmanın anahtarı olduğunu bildirdi. FDA’nın gıda programı, 24 Eylül 2025’te kapanmış salgın soruşturmaları için Yönetici Olay Özeti belgelerini yayımlamaya başladı. Ancak yazar, bu özetlerde kamuoyunun en çok ihtiyaç duyduğu “kim ve nerede” bilgilerinin eksik kaldığını belirtiyor. FDA bazı salgınlarda şirket adlarını ve hastaların yaşadığı eyaletler gibi ayrıntıları açıklamadı; kurum, şirket adlarının Ticari Sırlar Yasası kapsamında korunduğunu söyledi. Yazıda, eylül ayında marulla bağlantılı bir E. coli soruşturmasının yetiştirici, işleyici veya marka adı verilmeden kapatıldığı aktarılıyor. Ekimdeki E. coli O157:H7 salgınında ise ürün markasının FDA veya USDA Gıda Güvenliği ve Denetim Servisi (FSIS) yerine dava ve gazete haberleri aracılığıyla öğrenildiği belirtiliyor. Yazar, 2024 sonbaharındaki romaine bağlantılı E. coli O157:H7 salgınını şeffaflık eksikliğinin örneği olarak gösteriyor. Salgında 15 eyalette 89 kişi hastalandı, 36 kişi hastaneye kaldırıldı, yedi hemolitik üremik sendrom vakası görüldü ve bir kişi öldü; FDA soruşturmayı yalnızca “romaine” ifadesiyle kapattı. Ayrıca chicken wrap ürünleriyle bağlantılı 50 kişilik salgında FDA salgının sona erdiğini bildirdi, FSIS ise kaynağın Trader Joe’s olduğunu bir gazeteciye doğruladı. FDA, ürünlerin daha önce piyasadan kaldırıldığını ve raf ömrü dolduğu için ayrıntılı açıklamanın tüketicilerin alabileceği koruyucu bir eylem sağlamayacağını söyledi; buna karşın FDA ve FSIS soruşturmalarının ayrıntıları yayımlanmadı.

Sırbistan’da Yeni Protein Kaynakları İçin İki Proje Yürütülüyor
Görsel kaynağı: RTS — Radio-televizija Srbije · Özgün haber
Veri haberi

Sırbistan’da Yeni Protein Kaynakları İçin İki Proje Yürütülüyor

İklim değişikliği ve protein bitkilerinde verim düşüşü, insanlar ile hayvanların beslenmesi için yeni kaynak arayışını hızlandırıyor. Sırbistan’ın Novi Sad kentindeki Gıda Teknolojileri Bilim Enstitüsü uzmanları bu kapsamda iki proje yürütüyor. Soya tanesinin %36-40 protein içerdiği ve hayvan yemlerinde bu bileşenin en bol kaynaklarından biri olduğu belirtiliyor. Ancak kuraklığın son iki yılda soya ekili alanları %70 azalttığı, bunun da protein tedarik stratejisini bozduğu aktarılıyor. Uzmanlar alternatifler arasında böcekler ve böcek ununu gösterirken, Tuna Nehri’ne yerleşen Amerikan kerevitinin değerlendirilmesi için de projeler başlatıldığını bildiriyor. İstilacı türün nehirdeki doğal dengeyi tehdit ettiği, bu nedenle kerevit etinden insanlar ve hayvanlar için marine ürünler ile evcil hayvan sosisleri geliştirilmesinin; kabuğunun ise ambalaj malzemesinde kullanılmasının araştırıldığı belirtiliyor. Gıda güvenliği açısından mikotoksinler, yeni patojenler, zararlılar ve uzun tedarik zincirleri başlıca engeller arasında sayılıyor. Tüketicilerin bitki koruma amaçlı kimyasalları sağlık açısından sorunlu gördüğü, üretici ve uzmanların ise bu maddeleri gerekli bulduğu ifade ediliyor. Enstitü yöneticisi Miloš Pelić, çalışmaların Avrupa düzenlemeleriyle uyumlu olduğunu ve Sırbistan’ın gıda kalitesi ile güvenliğini denetleyen yasalara sahip bulunduğunu söylüyor. Konu, Novi Sad’da düzenlenen Foodtech 2026 kongresinde ele alındı.

Güney Afrika’da Hane Tarımı Gıda Güvenliği İçin Öneriliyor
Görsel kaynağı: SAnews · Özgün haber
Veri haberi

Güney Afrika’da Hane Tarımı Gıda Güvenliği İçin Öneriliyor

Güney Afrika’da tarımsal üretim ve ülkedeki gıda mevcudiyeti, birçok hanenin yeterli gıdaya erişebildiği anlamına gelmiyor. Statistics South Africa’nın 2025 Genel Hanehalkı Araştırması’na göre hanelerin %22’si gıdaya erişimini yetersiz veya ciddi ölçüde yetersiz gördü; bireylerin %14,7’si ise 2025’te açlık yaşadı. İşsizlik, düşük hane gelirleri ve artan yaşam maliyetleri, ailelerin ihtiyaç duyduğu gıdayı satın almasını zorlaştırabiliyor. Kaynağa göre gıda güvensizliğiyle mücadele yalnızca tarımsal üretimi artırmayı gerektirmiyor. Gıdanın dağıtımı ve karşılanabilirliği iyileştirilirken hanelerin kendi gıda arzını destekleme kapasitesinin de güçlendirilmesi gerekiyor. Bu kapsamda hane tarımı ve yerli gıdaların yeniden değerlendirilmesi öneriliyor. Umbila (mısır), morogo veya imifino (geleneksel yapraklı sebzeler), pampoen (balkabağı), patats (tatlı patates) ve börülce, kuşaklar boyunca tüketilen ve gıda güvenliğine katkı sağlayabilecek ürünler arasında sayılıyor. Ev bahçeleri, ailelerin kendi tüketimi için sebze ve uygun ürünler yetiştirerek gıda bütçesi üzerindeki baskıyı azaltabilir. Alanı sınırlı haneler için topluluk bahçeleri, kaynak ve beceri paylaşımına imkân tanıyor. Gauteng’de Sebokeng, Evaton, Sharpeville, Boipatong ve Tshepiso’da; Cape Town’da ise Khayelitsha, Gugulethu ve Nyanga’da topluluk bahçeleri belgelendi. Kaynakta, kentsel üretim için Küba’nın arka bahçeleri, boş arazileri ve topluluk bahçelerini bir arada kullanan uygulamalarından da ders çıkarılabileceği belirtiliyor. Gıda üretimi becerilerinin aileler, topluluk bahçeleri, tarım kuruluşları ve okullar aracılığıyla kuşaklar arasında aktarılması da öneriliyor. Temel Eğitim Bakanlığı’nın Ulusal Okul Beslenme Programı’yla bağlantılı Okul Gıda Bahçesi Girişimi 2004’te başlatıldı ve öğrencilere tarımda pratik deneyim sağlıyor. David Jacobs, hükümetin hanelere ve topluluk bahçelerine tohum, alet, su, uygun arazi ve pratik tarım rehberliği sunarak desteği güçlendirmesi gerektiğini belirtiyor.

Kıbrıs Hayvan Partisi, Okullarda Daha Sağlıklı Gıda Seçenekleri İstedi
Görsel kaynağı: Cyprus Mail · Özgün haber
Veri haberi

Kıbrıs Hayvan Partisi, Okullarda Daha Sağlıklı Gıda Seçenekleri İstedi

Kıbrıs Hayvan Partisi, Eğitim Bakanlığından okullarda daha sağlıklı gıdaları teşvik etmesini ve et tüketimiyle ilişkilendirilen Tsiknopempti gibi etkinlikleri yeniden değerlendirmesini istedi. Parti, 1 Kasım Dünya Vegan Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, okulların öğrencilere öğrettiği sağlıklı beslenme alışkanlıklarını uygulaması gerektiğini belirtti. Parti, okulların aşırı et tüketimini teşvik etmek yerine Kıbrıs’ta bulunan bakliyat ve diğer bitkisel gıdalarla daha fazla seçenek sunmasını savundu. Açıklamada, 29 Ekim’de parlamentoya sunulan bulgulara atıfla etin askeri mutfaklarda haftada yedi, dondurulmuş yemeklerde sekiz, yemek hizmetinde dokuz kez servis edildiği aktarıldı. Parti, gelenekleri kaldırmayı veya vegan beslenmeyi dayatmayı amaçlamadığını belirtti.

Kuraklık Hayvancılık İçin Yem Sıkıntısına Yol Açtı
Görsel kaynağı: Český rozhlas · Özgün haber

Kuraklık Hayvancılık İçin Yem Sıkıntısına Yol Açtı

Yem bitkileri, ot ve bazı tahıllarda yaşanan rekolte düşüşü, çiftçileri hayvanlarının beslenmesi konusunda zor durumda bıraktı. Kuraklık nedeniyle yeterli yem bulamayan bazı işletmeler, sürülerinin bir bölümünü kesime göndermek zorunda kaldı. Hayvan sayısını korumaya çalışan çiftçiler ise daha yüksek maliyetleri göze alıyor. Bazı işletmeler, normalde tahıl üretimi için ayrılan ürünleri hayvan yemi olarak kullanarak yem açığını kapatmaya çalışıyor.

Küresel Süt Üreticileri Fonksiyonel Gıda Talebine Yöneliyor
Görsel kaynağı: Farmers Weekly NZ · Özgün haber
Veri haberi

Küresel Süt Üreticileri Fonksiyonel Gıda Talebine Yöneliyor

Küresel süt üreticileri, tüketicilerin süt ürünlerinden yalnızca protein değil, farklı tüketim deneyimleri ve sindirim sistemiyle ilişkilendirilen özellikler de beklemesine yanıt olarak ürün çeşitlendiriyor. Paris'te geçen hafta düzenlenen SIAL Gıda Fuarı'nda ilgi gören ürünler arasında yeniden talep kazanan geleneksel Yunan yoğurdu ve lor peyniri ile kefir ilaveli süt ürünleri yer aldı. Keskin ve ekşi bir tada sahip kefir, sindirim sistemi için yararlı bakteriler sağlayan probiyotik bir kültür olarak tanımlanıyor; Baltık ülkelerinde yaygın kullanılan kefirin Avrupa'nın diğer bölgelerinde de popülerlik kazandığı belirtiliyor. İtalyan Ponte Reale, kefir ilaveli manda sütü mozzarella peyniri sergiledi. Şirket, ürünün İtalyan burratasına göre %25 daha az yağ içerdiğini ve yemek pişirmede kullanılamasa da çeşni olarak tüketildiğini açıkladı. Ponte Reale, kefirli mozzarellanın inek sütünden üretilen bir çeşidini ve laktozsuz bir versiyonunu geliştirmeyi planlıyor. Yunanistan merkezli Olympus Dairy de artan talebe karşılık kefir ilaveli bir sütlü içecek geliştirdi. Geleneksel süt ürünlerine yönelik talep de artıyor. Olympus Dairy, Avrupa'ya Yunan yoğurdu satışlarının son iki yılın her birinde %40 büyüdüğünü bildirdi. Şirkete göre bu artışta, sağlıklı beslenme kapsamında düşük yağlı ve yüksek proteinli ürünler arayan genç tüketicilerin talebi etkili oldu. Polonyalı Piatnica, Yunan ve ayran yoğurtları ile lor peyniri gibi kaliteli taze süt ürünlerine odaklandı. Wisconsin'deki 120 peynir üreticisi şirket ise biber ve baharatlı turşu aromalı peynirler geliştiriyor; mühürlü ambalajlarda küçük porsiyonlu peynir atıştırmalıkları da öne çıkan eğilimler arasında bulunuyor.

Yemen’de 37 WFP Çalışanı Husilerce Tutuluyor
Görsel kaynağı: Fox News · Özgün haber
Veri haberi

Yemen’de 37 WFP Çalışanı Husilerce Tutuluyor

Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın (WFP) Yemen’de görev yapan 37 çalışanı, İran destekli Husiler tarafından tutuluyor. WFP’nin yeni İcra Direktörü Luke J. Lindberg, çalışanların temel insani hizmetler sağlamak için bölgede bulunduğunu ve çatışmanın siyasi sonuçlarını etkilemeye çalışmadığını söyledi. Tutulanların tamamının yerel olarak istihdam edilen Yemen vatandaşları olduğu, aralarında Amerikalı bulunmadığı ve bazılarının ailelerinden yaklaşık iki yıldır ayrı kaldığı belirtildi. Lindberg, görevinin üçüncü gününde çalışanların serbest bırakılması konusunu ABD’nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Mike Waltz ile görüştü. WFP yöneticisi, ABD Dışişleri ekibinin konuyu ciddiye aldığını ve serbest bırakılmayı öncelik olarak gördüğünü ifade etti. Alıkonulmalar, Yemen’de uluslararası tanınan hükümet ile Husiler arasındaki iç savaşın ekonomiyi tahrip ettiği ve milyonlarca kişinin insani yardıma bağımlı kaldığı bir dönemde yaşanıyor. Ülkede 18 milyondan fazla kişi akut gıda güvensizliğiyle karşı karşıya bulunurken, beş yaş altı iki milyondan fazla çocuk akut yetersiz beslenme yaşıyor. Lindberg’e göre WFP, savunmasız nüfusa ulaşma hedefiyle çalışanlarının kabul edilemez risklerden korunması arasında denge kuruyor. Personelin güvenliğinin sağlanamadığı bazı bölgelere yardım ekibinin girmediğini söyleyen Lindberg, bu bölgelerde faaliyetlerin çatışmanın sona ermesi ve insani kaynakların ulaşabilmesiyle yeniden mümkün olabileceğini belirtti. WFP’nin dünya genelinde 120’den fazla ülkede faaliyet gösterdiğini de aktardı. WFP yöneticisi, çatışmaların dünya genelindeki akut gıda güvensizliğinin yaklaşık üçte ikisini oluşturduğunu ve tahminen 266 milyon kişinin şiddetli açlıkla karşı karşıya olduğunu söyledi. Sudan, Güney Sudan ve Somali’de çatışma, yerinden edilme ve iklim kaynaklı afetlerin toplulukları kıtlık seviyelerine yaklaştırdığını belirten Lindberg, Sudan’ın yeni görevindeki ilk saha ziyareti olacağını açıkladı. Gazze’de çatışma, hasarlı altyapı, erişim kısıtlamaları ve finansman yetersizliği; Haiti’de ise çete şiddeti gıda yardımını zorlaştırıyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki çatışmalar milyonlarca kişiyi yerinden ederken, Ukrayna savaşı tarımsal üretimi ve küresel gıda tedarik zincirlerini de etkiliyor. Lindberg, son birkaç yılda dünya genelinde görev başında 700’den fazla insani yardım çalışanının öldüğünü söyledi. Cindy McCain’in görevden ayrılmasının ardından WFP’nin icra direktörlüğünü devralan Lindberg, António Guterres ve FAO Genel Direktörü Qu Dongyu tarafından, WFP İcra Kurulu’na danışılarak atandı. Lindberg, WFP’nin siyasi tutumdan bağımsız biçimde ihtiyaç sahiplerine güvenli ve etkili şekilde gıda ulaştırmaya odaklanacağını belirtti.

Arizona'da Trump Yönetiminin SNAP Kesintileri Milyonlarca Yararlanıcıyı Etkiledi
Görsel kaynağı: The Sun Malaysia · Özgün haber
Veri haberi

Arizona'da Trump Yönetiminin SNAP Kesintileri Milyonlarca Yararlanıcıyı Etkiledi

ABD'de Başkan Donald Trump'ın desteklediği büyük bütçe yasasıyla getirilen federal gıda yardımı kesintileri ocakta yürürlüğe girdikten sonra 5 milyon kişi, düşük gelirli hanelere yönelik Ek Beslenme Yardım Programı'na (SNAP) erişimini kaybetti. Arizona'da yaşayan emekli Christine, geçen yıla kadar SNAP kartına yatırılan aylık birkaç yüz dolarla emekli gelirini tamamlıyor ve ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılıyordu. Şimdi Tucson'daki bir gıda dağıtım merkezinden yardım alıyor. Arizona, kesintilerden en çok etkilenen eyalet olarak aktarılıyor. Aralarında 200 bin çocuğun da bulunduğu 465 binden fazla yararlanıcının programa erişimini kaybettiği belirtilirken, Güney Arizona Community Food Bank ağı bu yıl normalden 50 bin fazla kişiye hizmet veriyor. Gıda bankası yöneticisi Natalie Jayroe, artışın büyük ölçüde federal kesintilerle bağlantılı olduğunu söyledi. Christine ise yardım olmadan ailesinin artık et yiyemeyeceğini ve daha az sebze tüketeceğini belirtti. Haberde, kesintilerin Arizona'daki siyasi etkisinin de tartışıldığı aktarılıyor. Artan hoşnutsuzluğun, Cumhuriyetçi çoğunluğun risk altında olduğu iki çekişmeli Temsilciler Meclisi yarışının bulunduğu eyaletteki ara seçimleri etkileyebileceği ifade ediliyor. Gıda yardımı erişimini kaybeden Oscar Ochoa'nın emeklilikten dönerek otobüs şoförü olarak çalıştığı, Angelica Garcia'nın ise sıkılaştırılan uygunluk kontrolleri nedeniyle SNAP başvurusunun iki aydan uzun sürede sonuçlandığı bildiriliyor. Garcia'nın kızları bu süreçte ağırlıklı olarak pirinç, fasulye ve makarnayla beslendi.

Günde 50 Gram İşlenmiş Et, Kalın Bağırsak Kanseri Riskini Artırabilir
Görsel kaynağı: Index.hr · Özgün haber
Veri haberi

Günde 50 Gram İşlenmiş Et, Kalın Bağırsak Kanseri Riskini Artırabilir

İşlenmiş et tüketimi, özellikle kalın bağırsak kanseri riskindeki artışla ilişkilendiriliyor. Bu gruba yalnızca pastırma ve sosis değil; sucuk, salam, dondurulmuş et köftesi ve tavuk nuggetları da giriyor. Uzmanlara göre işlenmiş et, tütsüleme, salamura, tuzlama veya kimyasal koruyucu eklenmesiyle elde ediliyor. İşleme sırasında kullanılan nitrit ve nitratların sindirim sisteminde N-nitrozo bileşikleri oluşturabileceği belirtiliyor. Tütsüleme sırasında yağın sıcak yüzeylere damlamasıyla polisiklik aromatik hidrokarbonlar ortaya çıkabiliyor. Yüksek tuz alımının da sindirim sistemi mukozasına zarar vererek kanserojenlerin etkisini kolaylaştırabileceği aktarılıyor. Etin yüksek sıcaklıkta pişirilmesi veya yanması ek zararlı maddeler oluşturabiliyor; bu bileşiklerin pişirmeyle ortadan kalkmayacağı ifade ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü bünyesinde faaliyet gösteren Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), 800'den fazla çalışmanın ardından 2015'te işlenmiş eti Grup 1 kanserojen olarak sınıflandırdı. Kırmızı et ise Grup 2A'da, yani muhtemel kanserojen grubunda yer aldı. Kaynakta aktarılan değerlendirmeye göre günde yaklaşık 50 gram işlenmiş et tüketimi, kalın bağırsak kanseri riskini yaklaşık %18 artırabilir. Bu miktarın birkaç dilim pastırma, bir sosis veya birkaç dilim şarküteriye karşılık gelebileceği belirtildi. İşlenmiş etle ilgili en güçlü kanıtların kalın bağırsak kanseriyle bağlantılı olduğu, ancak araştırmaların mide, yemek borusu, pankreas ve meme kanseriyle de ilişkiye işaret ettiği aktarıldı. 2025 tarihli bir çalışmanın, kalın bağırsak tümörlerinde beslenmeyle doğrudan bağlantılı kronik iltihaplanmaya dair kanıtlar ortaya koyduğu belirtildi. Uzmanlar ayrıca nitritlerin DNA hasarı, hem demirinin hücre zarları ve DNA üzerinde olası etkileri ile bağırsak mikrobiyotasındaki bozulmanın risk mekanizmaları arasında sayıldığını ifade ediyor. %18'lik artışın nüfus düzeyinde anlamlı olduğu, ancak kişisel riskin genetik, tüketim sıklığı ve genel yaşam tarzına göre değiştiği vurgulanıyor. Düzenli tüketim, aralıklı tüketime kıyasla daha önemli bir sorun olarak tanımlanıyor. Uzmanlar işlenmiş etin mümkün olduğunca azaltılmasını; yerine fırınlanmış hindi veya tavuk, tofu, humus, fasulye ve mercimek gibi seçeneklerin tercih edilmesini öneriyor. Buharda veya suda pişirme ile düşük sıcaklıkta fırınlama önerilirken kızartma ve etin yandığı ızgaranın sınırlandırılması tavsiye ediliyor.

Kopenhag’da Yaşlı Yemeklerinin İklim Kurallarından Muaf Tutulması Çağrısı
Görsel kaynağı: Berlingske · Özgün haber
Veri haberi

Kopenhag’da Yaşlı Yemeklerinin İklim Kurallarından Muaf Tutulması Çağrısı

Kopenhag Belediyesi Sağlık ve Bakım Belediye Başkanı Jens-Kristian Lütken, bakım evlerinde yaşlılara sunulan yemeklerin iklim gerekliliklerinden muaf tutulmasını savundu. Lütken, iklim kaygılarının bazı durumlarda yaşlıların istedikleri yemeklerin hazırlanmasını sınırladığını belirterek, yemek tercihlerinin mümkün olduğu ölçüde yaşlıların özgürlüğü, onuru ve kendi kararlarını verebilmesi çerçevesinde ele alınması gerektiğini söyledi. Tartışmanın arka planında, Kopenhag’daki bazı bakım evi sakinlerinin doğum günlerinde biftekten mahrum bırakılmasının tepki çekmesi bulunuyor. Lütken ayrıca belediyenin bakım evlerine yönelik rehberinde ayda en fazla iki dilim rozbif önerildiğini aktardı. Bu uygulamaların, bakım evlerinde yaşayan kişilerin günlük yaşamları üzerindeki karar yetkisinin başkalarına geçmesiyle ilgili daha geniş bir sorunu gösterdiğini savunan Lütken, taşınma sonrasında kişilerin ne yiyeceği, ne zaman kalkacağı ve ne zaman tuvalete gideceği gibi konularda başkalarının karar verebildiğini ifade etti. Lütken, düşünce kuruluşu CONCITO’nun 23 Ekim’de yaşlıların daha fazla sebze istediği yönündeki görüşünü de eleştirdi. Bu tercihin bazı yaşlılar için geçerli olabileceğini kabul eden Lütken, meselenin yalnızca sebze tüketimi olmadığını; yaşam kalitesi, onur ve kendi kararını verebilme hakkıyla ilgili olduğunu söyledi. Ona göre bakım evlerinde, yaşlıların özgürlüğünü ve tercih yapabilme imkanını koruyabildikleri alanlarda daha fazla çaba gösterilmesi gerekiyor. Lütken, hindi etinin biftekle aynı miktarda protein sağlayabileceğini, ayrıca daha sağlıklı ve iklim açısından daha iyi bir seçenek olabileceğini kabul ediyor. Ancak biftek isteyen yaşlılara bu yemeğin sunulması gerektiğini savunuyor. Demanslı kişilerin yemek yemekten keyif alma yetisini kaybettikleri son beceriler arasında gördüğünü belirten Lütken, yaşlıların zaten az yemek yediğini ve bu nedenle yemek tercihlerinin karbon hesabında önemli bir fark yaratmadığını ileri sürüyor. Bu yaklaşımı yaşlılara uygulanmaması gereken sembolik politika olarak nitelendiriyor.

ABD'de 250 Hastane Daha Sağlıklı Hastane Yemekleri Taahhüdüne Katıldı
Görsel kaynağı: Fox News · Özgün haber
Veri haberi

ABD'de 250 Hastane Daha Sağlıklı Hastane Yemekleri Taahhüdüne Katıldı

Robert F. Kennedy Jr. ve Medicare ve Medicaid Hizmetleri Merkezleri (CMS) yöneticisi Mehmet Oz’un Fox News’te yayımlanan yazısına göre, ABD genelinde 250 hastane Make Hospital Food Healthier Pledge adlı girişime katıldı. Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı (HHS) ile CMS tarafından başlatılan girişim, hastalara ve hastane personeline sunulan yemeklerin besin kalitesini artırmayı amaçlıyor. Yazıda, hastanelerin ülke genelinde daha sağlıklı yemek seçenekleri sunma konusunda ortak bir taahhütte bulunduğu belirtiliyor. Yazarlar, ameliyat sonrası iyileşen, kronik hastalıklarla yaşayan veya ciddi sağlık sorunları bulunan hastalara yüksek oranda işlenmiş gıdalar, rafine karbonhidratlar ve ilave şeker içeren yemekler sunulabildiğini savunuyor. Yazıya göre uygun beslenme; yara iyileşmesini destekleyebilir, kas kütlesinin korunmasına katkı sağlayabilir, bağışıklık işlevini güçlendirebilir ve iyileşme sürecini geliştirebilir. Buna karşılık yetersiz beslenmenin daha uzun hastane yatışları, daha fazla komplikasyon ve daha yüksek sağlık hizmeti maliyetleriyle ilişkili olduğu ifade ediliyor. Yazıda, ABD’de yaklaşık 6.100 hastanenin her yıl toplam 35 milyondan fazla yatış gerçekleştirdiği ve ülkedeki sağlık hizmetleri yiyecek-içecek pazarının yaklaşık 20 milyar dolarlık yıllık ekonomik faaliyet oluşturduğu aktarılıyor. Hastanelerin gıda hizmeti şirketleri, dağıtıcılar ve üreticiler için önemli müşteriler olduğu belirtilirken, satın alma tercihlerinin tedarikçilerin geliştirdiği ürünleri, fiyatlandırmayı ve diğer kurumlarda bulunabilen seçenekleri etkileyebileceği öne sürülüyor. Yazarlar, daha sağlıklı proteinler, meyveler, sebzeler ve daha az işlenmiş ürünlere yönelik talebin tedarik zincirlerinde değişiklik yaratabileceğini savunuyor. Girişimin gönüllü ve işbirliğine dayalı olduğu, Washington’ın hastane menülerini belirlemesinin veya hekimler ile kayıtlı diyetisyenlerin klinik kararlarının yerine geçmesinin amaçlanmadığı vurgulanıyor. Hastanelerin, özel terapötik diyetlere veya tıbbi beslenme desteğine ihtiyaç duyan hastalar dahil olmak üzere bireysel beslenme gereksinimlerini karşılayabilmesi için esnekliğini koruması öngörülüyor. Yazıda Amerikan Hastaneler Birliği ile çok sayıda sağlık sisteminin girişime ortaklık ettiği belirtiliyor. Metnin bir bölümünde 250 hastanenin katıldığı, başka bir bölümünde ise katılımcı sayısının 250’den fazla olduğu ifade ediliyor.

Álvaro Lario: Küresel Tarım Fiyatları Temmuz-Eylül Döneminde %13 Arttı
Görsel kaynağı: taz · Özgün haber
Veri haberi

Álvaro Lario: Küresel Tarım Fiyatları Temmuz-Eylül Döneminde %13 Arttı

Álvaro Lario, Bloomberg Agriculture Spot Index verilerine göre dünya tarım fiyatlarının temmuz-eylül döneminde %13 arttığını söyledi. Lario, gelecek aylarda gıda enflasyonunun daha da yükselmesini beklediğini; mevcut krizin petrol fiyatlarını ve buna bağlı olarak taşıma maliyetlerini artırdığını belirtti. Bu durumun buğday, mısır ve diğer ürünleri pahalılaştırdığını aktaran Lario, düşük gelirli ailelerin artan maliyetlerden en fazla etkilenen kesim olduğunu ifade etti. Lario'nun verdiği bilgilere göre dünya genelinde yaklaşık 650 milyon kişi açlık çekiyor. Bu sayı hafif gerilemiş olsa da hâlâ dünya nüfusunun yaklaşık onda birine denk geliyor. Ayrıca yaklaşık 2,7 milyar insan, yani dünya nüfusunun neredeyse üçte biri, sağlıklı beslenmenin maliyetini karşılayamıyor. Taze sebze, meyve ve fasulye, bezelye ile mercimek gibi bitkisel proteinlerin pahalılaşması, daha fazla kişinin işlenmiş gıdalara yönelmesine neden oluyor. Gıda sistemlerinin küresel şoklara karşı kırılganlığına Afrika'yı örnek gösteren Lario, kıtadaki birçok ülkenin gıdada kendine yeterli olmadığını söyledi. Afrika Birliği'nin verilerine atıfla, kıtanın her yıl yaklaşık 100 milyar ABD doları değerinde gıda ithal ettiğini; gübre ve tohum ithalatının da bu tabloya eklendiğini aktardı. Lario'ya göre dağıtım, depolama, üretim ve gıdanın daha yüksek katma değerli ürünlere işlenmesi alanlarının güçlendirilmesi, ülkelerin kuraklık, sıcak hava dalgaları, seller ve diğer şoklara karşı dayanıklılığını artırabilir. Lario, Benin'de sinek larvalarının biyokömürle birleştirilerek organik gübre üretildiği bir projeden söz etti. Ancak küçük çiftçilerin agroekolojiye geçişinin finansal açıdan kolay olmadığını belirtti. Toprak sağlığını iyileştirmek üç veya dört yıl sürebiliyor ve bu dönemde çiftçinin nakit akışı azalıyor. Lario, geçiş sırasında oluşan kayıpların karşılanması gerektiğini; sonrasında daha verimli ve besin değeri daha yüksek ürünler elde edilebileceğini söyledi. Agroekolojiyi işleyebilecek bir ekonomik model olarak değerlendiren Lario, tarımda tam dönüşümün bir anda gerçekleşmesini beklemediğini, değişimin enerji sektöründe olduğu gibi kademeli yürütülmesi gerektiğini kaydetti. Küçük üreticilerin pazara erişim ve girdileri uygun koşullarda satın alabilmesi için kooperatifler, üretici örgütleri ve kadın birliklerinin desteklenmesini önerdi. Ölçeğin ekonomik sürdürülebilirlik için önemli olduğunu, ancak toprağı verimsizleştirebilecek monokültürlerden kaçınılması gerektiğini de vurguladı.

Çocuk ve Gençlerin Toplu Beslenmesine İlişkin Düzenleme Yürürlükte
Görsel kaynağı: Rzeczpospolita · Özgün haber

Çocuk ve Gençlerin Toplu Beslenmesine İlişkin Düzenleme Yürürlükte

Çocuk ve gençlerin toplu beslenmesine ilişkin yeni düzenleme, 1 Eylül 2026 itibarıyla yürürlüğe girdi. Değişiklik, “okul kantini düzenlemesi” olarak anılan Sağlık Bakanı yönetmeliğinde yapıldı. Düzenleme, eğitim sistemi içindeki birimlerde çocuklar ve gençlere satılacak gıda gruplarını, ayrıca bu birimlerde toplu beslenmede kullanılacak gıdaların karşılaması gereken koşulları kapsıyor.

Çekya’da Yoğun Tarım ve İklim Değişikliği Kuş Popülasyonlarını Geriletiyor
Görsel kaynağı: ČT24 · Özgün haber
Veri haberi

Çekya’da Yoğun Tarım ve İklim Değişikliği Kuş Popülasyonlarını Geriletiyor

Çekya’da kuş popülasyonları uzun süredir geriliyor. Çek Ornitoloji Derneğinin yayımladığı “Çekya’da Kuşların Durumu 2026” kitabında yer alan verilere göre ülkedeki kuşların sayısı her yıl %1,6 azalıyor; 1982’den bu yana toplam düşüş %13,4’e ulaştı. Yaklaşık 100 sayfalık yayın, kuşların durumunu, karşılaştıkları sorunları ve olası çözüm yollarını ele alıyor. En hızlı gerileme, yoğun tarımın etkilediği tarla ve çayır kuşlarında görülüyor. Tarla kuşlarının popülasyonu yaklaşık %45 azalırken tarla kekliği, kız kuşu, çayır kuyruksallayanı ve tepeli toygar gibi daha önce yaygın türlerin sayısı hızla düşüyor. Büyük kervançulluğu da önceki raporun yayımlanmasından bu yana Çekya’da tamamen kayboldu; ülkedeki son kanıtlanmış yuvalaması 2011’de gerçekleşti. Orman kuşlarının sayısı ise son on yılda yıllık ortalama %2,1 geriledi. Yayına göre kuş kaybının başlıca nedeni, yoğun tarımla birlikte çeşitli peyzajların ve uygun yuvalama ile beslenme alanlarının azalması. İnsan kaynaklı iklim değişikliği, soğuk bölgelere bağlı türlerin gerilemesine ve sıcak iklimi seven türlerin yayılmasına yol açıyor. Orman ve gölet işletmeciliğindeki değişiklikler, arazilerin kurutulması, elektrik hatları, ulaşım ve kasıtlı takip de kuşlar üzerindeki baskıyı artırıyor. Buna karşın deniz kartalı, kızıl çaylak, turna ve bataklık harrieri gibi bazı türlerin sayısı 2009’dan bu yana önemli ölçüde arttı. Kitabın editörü Filip Tuháček, bu örneklerin hedefli koruma, uygun tarım uygulamaları ve uzun vadeli desteğin olumsuz eğilimleri tersine çevirebileceğini gösterdiğini belirtti. Çekya’da yaklaşık 45 milyon çift, yani yaklaşık 90 milyon birey yabani kuş yuvalıyor ve toplam 216 tür bulunuyor.

Bosna-Hersek’ten AB’ye Tavuk Eti İhracatı Yeniden Başladı, Yeni Hedefler Açıklandı
Görsel kaynağı: Agroportal.ba · Özgün haber

Bosna-Hersek’ten AB’ye Tavuk Eti İhracatı Yeniden Başladı, Yeni Hedefler Açıklandı

Bosna-Hersek’in Avrupa Birliği’ne tavuk eti ihracatı, dört aylık yasağın ardından 1 Temmuz’da yeniden başladı. Saraybosna’daki toplantıda, üreticilerin hâlihazırda AB’ye tavuk eti ve B sınıfı yumurta gönderdiği, gelecek yıl ise canlı hayvan ile A sınıfı yumurta ihracatının hedeflendiği belirtildi. Dış Ticaret Odası, ihracatın yerli üreticilerin ürünlerini AB’nin zorlu pazarına sunmasına önemli katkı sağlayacağını bildirdi. İhracat yapabilmek için üreticilerin AB mevzuatının öngördüğü veterinerlik-sağlık, sanitasyon ve idari koşulları karşılaması gerekiyor. Toplantıda ayrıca gelecek yıl Tesliç’te düzenlenecek 3. Uluslararası Kümes Hayvancılığı Kongresi ele alındı. Kongrenin gündeminde enerji verimliliği, finansman, dijitalleşme, yapay zekâ, beslenme, hayvan sağlığı ve çiftlik biyogüvenliği bulunacak.

Arjantin, 2035’e kadar Küresel Gıda Talebinde Kilit Tedarikçi Olabilir
Görsel kaynağı: TN · Özgün haber
Veri haberi

Arjantin, 2035’e kadar Küresel Gıda Talebinde Kilit Tedarikçi Olabilir

Rosario Ticaret Borsası (BCR) tarafından Bruno Ferrari ve Emilce Terré’nin hazırladığı rapora göre, dünya agroendüstriyel ürün talebinin gelecek 10 yılda güçlü biçimde artması bekleniyor. OCDE-FAO’nun 2026-2035 Tarım Görünümü’ne dayanan değerlendirmede Arjantin; protein küspeleri, bitkisel yağlar, tahıllar ve et ürünlerinde artan küresel talebi karşılayabilecek başlıca tedarikçilerden biri olarak öne çıkıyor. Projeksiyonlara göre dünya tarımsal üretim değerinin sabit fiyatlarla 2035’e kadar %13,3 artması bekleniyor. Hayvansal üretimde %15,1, bitkisel üretimde %12,5 ve yemlik protein kullanımında %13,5 büyüme öngörülüyor. Küresel üretim artışının yaklaşık %80’inin Asya-Pasifik, Sahra Altı Afrika ve Latin Amerika’daki orta gelirli ülkelerden gelmesi beklenirken, ticaretin bölgeler arasındaki arz ve talebi dengelemede önemli rol oynayacağı belirtiliyor. Ürün fiyatlarının reel olarak mevcut seviyelerde sabit kalması veya biraz gerilemesi beklendiğinden, rekabet gücü ve ihraç edilen miktarların belirleyici olacağı ifade ediliyor. Arjantin için en güçlü fırsat alanı yağlı tohum ürünleri olarak gösteriliyor. Ülkenin protein küspeleri ve bitkisel yağlar toplam ihracatının 2035’te 2023-25 ortalamasına göre 10,4 milyon ton artması bekleniyor. Bu artışın 8,3 milyon tonunun küspelerden, 2,1 milyon tonunun yağlardan gelmesi öngörülüyor. Artışın temel dayanağı soya üretimi; OCDE-FAO, Arjantin’in 2035’te 56 milyon ton soya üreterek protein küspelerinde dünyanın en büyük ihracatçısı konumunu koruyabileceğini tahmin ediyor. Tahıl ticaretinde Arjantin’in ihracatının 2035’e kadar yaklaşık 5,5 milyon ton artacağı, bunun 3,5 milyon tonunun buğdaydan ve 2 milyon tonunun mısırdan oluşacağı öngörülüyor. Ülkenin küresel mısır ihracatındaki payının 2035’te %16’ya çıkabileceği belirtiliyor. Ancak rapora göre Arjantin’in bu büyümeden daha fazla yararlanması; verimlilik, altyapı ve ticari koşullardaki iyileşmelere bağlı olacak. Hayvansal ürünlerde OCDE-FAO, Arjantin’in sığır eti ihracatının 2035’te 1 milyon tona ulaşarak yeni bir zirve yapabileceğini tahmin ediyor. Raporda Arjantin, Çin, Tayland ve Türkiye ile birlikte et ihracatında en yüksek büyümenin beklendiği ülkeler arasında sıralanıyor; bu görünüm verimlilik kazanımları, yem bulunabilirliği ve rekabetçi maliyet yapılarıyla ilişkilendiriliyor. Ayrıca küresel süt ürünleri tüketiminin nüfus artışı ve beslenme tercihlerindeki değişimlerle genişlemeyi sürdürmesi bekleniyor.

Yeni Zelanda’da Otago’daki Engebeli Çiftlikte Sanal Çitten İlk Faydalar
Görsel kaynağı: Farmers Weekly NZ · Özgün haber
Veri haberi

Yeni Zelanda’da Otago’daki Engebeli Çiftlikte Sanal Çitten İlk Faydalar

Yeni Zelanda’nın South Otago bölgesindeki Lochindorb Run koyun ve sığır işletmesinde sanal çit kullanımının ilk sonuçları olumlu oldu. Lyndon ve Jade McNab’ın işlettiği 2.500 hektarlık çiftlikte sistem yaklaşık iki aydır kullanılıyor. McNab, sanal çitin zorlu tepe arazisinde mevcut arazi ve hayvan varlığından daha iyi yararlanma fırsatı sunduğunu belirtiyor. McNab, kısa süre önce başlatılan Livestock Innovation Farming Transformation (LIFT) programının katılımcıları arasında yer alıyor. Ülke genelinden dokuz çiftliğin dahil olduğu program, sanal çit ile bağlantılı çiftlik sistemi değişikliklerinin farklı işletme türleri ve koşullardaki ticari sonuçları hakkında ortak bir veri kütüphanesi oluşturmayı amaçlıyor. McNab, programdan aldığı mali ve teknik desteğin karşılığında deneyimini tarla günleri gibi etkinliklerde paylaşmayı kabul etti. Beef + Lamb tarafından “zor tepe arazisi” olarak sınıflandırılan işletmenin geniş bölümlerine yalnızca yürüyerek ulaşılabiliyor. Çiftlikte kış döneminde 600 gebe sığır ve yaklaşık 6.500 koyun bulunuyor; işletme ayrıca her yıl en az 100 gün ot büyümesi olmadan geçecek şekilde planlama yapıyor. McNab, sanal çitin yem kullanımını iyileştirerek israfı azaltmasını ve genç damızlık hayvanların beslenmesini geliştirmesini umuyor. İlk ve ikinci kez buzağılayan sığırların kullanıldığı sistem, özellikle Southland ve Otago’da sezonun çok yağışlı geçtiği dönemde sürekli arka çitlemeye imkân verdi. McNab’a göre bu uygulama, buzağılama alanlarındaki çamur ve hasarı azaltırken hayvanlar taşındıktan sonra ilk otlatma bölümünün yeniden büyümesini hızlandırdı. Sığırlar yağışlı günlerde yüksek alanlara yönlendirilebiliyor; doğum bildirimleri de sorunların daha erken fark edilmesine yardımcı oluyor. Halter’in uydu bağlantısı, tepelik araziye iletişim kuleleri kurma ihtiyacını ortadan kaldırdığı için ayrıca avantaj sağlıyor.

Keyhole Beslenme Etiketi Kriterleri Yeniden Değerlendiriliyor
Görsel kaynağı: Agrárszektor · Özgün haber

Keyhole Beslenme Etiketi Kriterleri Yeniden Değerlendiriliyor

Keyhole işareti, tüketicilerin aynı ürün kategorisi içinde daha iyi besin değerine sahip gıdaları seçmesine yardımcı olmayı amaçlıyor. İşaret için gerekli kriterler, 2023’te güncellenen Kuzey Beslenme Tavsiyeleri doğrultusunda yeniden değerlendiriliyor. Kriterler şeker, tuz ve yağ miktarlarının yanı sıra lif ve tam tahıl oranlarını da kapsıyor. Olası değişiklikler, ürün kategorilerine göre izin verilen tuz, şeker ve yağ miktarları ile lif ve tam tahıl içeriği şartlarını etkileyebilir. Ancak somut kuralların ürün kategorisine ve ülkeye göre değişebileceği belirtiliyor. İsveç, Danimarka, Norveç ve İzlanda sistemleri uyumlaştırmaya çalışsa da ülkelerin aynı mevzuat metnini veya aynı takvimleri uygulayacağı anlamına gelmiyor. Keyhole kullanımı gönüllü olduğu için değişiklikler tüm gıdaların bileşiminin değiştirilmesini zorunlu kılmıyor. Buna karşılık işareti kullanan veya kullanmak isteyen üreticilerin bazı ürün reçetelerini gözden geçirmesi gerekebilir. Önceden işarete uygun olan bazı ürünler yeni şartları karşılayamayabilirken, değişiklikler başka ürünler için işaret alma fırsatı yaratabilir. Nihai kurallar ve geçiş süreleri özellikle Keyhole kullanan pazarlara ihracat yapan üreticiler açısından önem taşıyor.

Beslenme Tercihlerinden Tarım Politikalarına Yeni Yaklaşım
Görsel kaynağı: Ypaithros · Özgün haber
Veri haberi

Beslenme Tercihlerinden Tarım Politikalarına Yeni Yaklaşım

Springer’ın Discover Sustainability dergisinde yayımlanan yeni bir bilimsel çalışma, tüketicilerin günlük beslenme tercihlerinin yalnızca sağlıkla sınırlı kalmadığını; tarım, hayvancılık, biyoçeşitlilik, çevre, iklim ve kırsal alanların geleceğini de etkilediğini ortaya koyuyor. AΠΘ’den Prof. Konstantinos Mattas’ın koordinasyonundaki çalışmada tüketicinin “tabağı”, tarladan ve tarımsal işletmeden çevreye ve topluma uzanan tarım-gıda zincirinin kritik halkası olarak değerlendiriliyor. Mattas, beslenme tartışmasının yalnızca sağlık üzerinden yürütülemeyeceğini belirtiyor. Ona göre tüketicinin tercihleri, üretim zincirinin tamamına mesaj gönderiyor; ancak sofradaki gıdanın varlığından önce çiftçiler ve hayvancılıkla uğraşan üreticiler geliyor. Üretim olmadan tüketicinin talep ettiği gıdaların sağlanamayacağını vurgulayan araştırmacı, çevre, kalkınma, gıda kalitesi ve üretici geliri politikalarının birbirinden kopuk değil, koordineli biçimde ele alınması gerektiğini savunuyor. Çalışmanın öne çıkardığı başlıklardan biri biyoçeşitlilik. Mattas’ın aktardığına göre beslenmenin neredeyse %90’ı yalnızca 10 türden geliyor ve beslenmenin büyük bölümü üç ürüne dayanıyor. Bu daralma, üretimdeki çeşitlilik ile gıda güvenliği açısından risk oluşturuyor. Bakliyat, yabani otlar ve geleneksel ürünler ise üreticiler için yeni fırsatlar yaratabilecek ve daha sürdürülebilir üretim sistemlerine katkı sağlayabilecek seçenekler arasında gösteriliyor. Araştırma ayrıca küçük üreticilerin geleneksel ürünleri ve kırsal alanları korumadaki rolüne dikkat çekiyor. Mattas, Avrupa ve ulusal hükümetlerin tarımı her kalkınma politikasının merkezi unsurlarından biri olarak görmesi gerektiğini belirtiyor. Araştırmacı, yerli üretimin ithal ürünlerle sürekli ikame edilmesinin gelecekte ülkelerin gıda yeterliliği açısından ciddi sorunlar doğurabileceği uyarısında bulunuyor.

Kuzu ve Yün İçin Tüketici Beklentileri Üretim Kararlarını Şekillendiriyor
Görsel kaynağı: Farmer’s Weekly · Özgün haber
Veri haberi

Kuzu ve Yün İçin Tüketici Beklentileri Üretim Kararlarını Şekillendiriyor

Kuzu ve yünün tüketici için güncel kalmasının yalnızca üretimi artırmaya bağlı olmadığı belirtildi. Güney Afrika’nın Western Cape bölgesindeki Kleinmond yakınlarında düzenlenen Dünya Dohne Merinosu Konferansı’nda yapılan dört sunumda, sektörün tüketicilerin neye değer verdiğini anlaması, bu beklentilere uygun ürünler geliştirmesi ve üreticilerin elde edilen gelirden pay alması gerektiği ele alındı. Sunumlarda yünün çevresel özellikleri, Karoo Kuzu’sunun menşei ve kuzu etinin tüketim kalitesi işlendi. Uluslararası Yün Tekstil Örgütü (IWTO) genel sekreteri Dalena White, yünün çevresel özelliklerinin nasıl ölçüldüğünü ve tüketicilere nasıl anlatıldığını değerlendirdi. White, yünün yenilenebilir ve kullanım ömrünün sonunda biyolojik olarak parçalanabilir olmasına rağmen, perakendecilerin lif seçiminde kullandığı bazı çevresel değerlendirmelerin bu özellikleri yeterince yansıtmayabileceğini savundu. Avrupa Birliği’nin Ürün Çevresel Ayak İzi metodolojisi Ecobalyse ile Higg Materials Sustainability Index’in doğal ve sentetik lifleri karşılaştırma biçiminin, koyun yetiştiriciliğinin doğal karbon döngüsü ile sentetik liflerin mikroplastik ve atık etkilerini tam olarak hesaba katıp katmadığını sorguladı. White’ın sunumunda, küresel giyim ve tekstil üretiminin yüzyılın ilk 15 yılında nüfus artışını aşarak iki katına çıktığı ve bir giysinin atılmadan önce ortalama 7 ila 10 kez giyildiği belirtildi. IWTO’nun Haziran 2026’da yayımlanan Green Book çalışmasının sürdürülebilirlik çerçevesiyle ilgili araştırmaları bir araya getirdiği, uluslararası çiftlik çalışmalarının sonuçlarının ise 2027’nin başında beklenildiği aktarıldı. Stellenbosch Üniversitesi’nden Prof. Johann Kirsten, Karoo Kuzu’sunun menşeini ürün, üretici ve bölge arasındaki ilişkiye dayanan bir coğrafi işaret olarak anlattı. Tüketici araştırmasında 355 katılımcının %93,8’i Karoo Kuzu’sunu Karoo’da yetiştirilen hayvanlarla ilişkilendirirken, %88,5’i belirli Karoo çalılarıyla beslenme ile etin karakteristik tadı arasındaki bağlantıyı tanıdı. Ancak bu bilinirliğin çiftçilere henüz düzenli bir fiyat primi sağlamadığı, bazı uzman kasapların daha yüksek ödeme yaptığı ve bir perakende denemesinde etiketli Karoo Kuzu’sunun daha yüksek fiyata rağmen karşılaştırma ürününden fazla sattığı belirtildi. Queensland Üniversitesi’nden Prof. Louw Hoffman ise karkas ağırlığı, yaş, yağ örtüsü ve konformasyonun tüketicinin yumuşaklık, sululuk, lezzet ve genel beğeni değerlendirmesini tek başına göstermediğini söyledi. Avustralya’da daha ağır ve yağsız karkaslara yönelimin kas içi yağı azaltarak tüketim kalitesini düşürebildiği, 1.471 kuzu üzerindeki araştırmada daha derin göz kası için seçimin tüketici puanlarıyla olumsuz ilişkilendirildiği aktarıldı. Bu nedenle verim ile tüketim kalitesinin birlikte ölçülmesi gerektiği, Avustralya’daki programda 2010’a kadar 90.000’den fazla tadımın yaklaşık 15.000 tüketiciyle gerçekleştirildiği bildirildi.

Güney Afrika’da Ulusal Gıda Bulunabilirliği Hanelerde Gıda Güvencesini Garantilemiyor
Görsel kaynağı: SAnews · Özgün haber
Veri haberi

Güney Afrika’da Ulusal Gıda Bulunabilirliği Hanelerde Gıda Güvencesini Garantilemiyor

Güney Afrika’da yerli tarımsal üretim ve ithalat, temel gıdalar ile diğer ürünlerin ulusal piyasalarda bulunmasını sağlasa da bu durum bütün hanelerin gıdaya güvenli erişimi olduğu anlamına gelmiyor. Tarım Bakanlığı geçimlik tarım birimi yetkilisi Thulile Dlamini, ülkenin ulusal düzeyde genel olarak gıda yeterliliğini koruduğunu, ancak asıl sorunun hanelerin gıdaya erişimi olduğunu belirtti. Bu erişim; yoksulluk, işsizlik, gelir eşitsizliği, tehlikeler ve açık piyasa sistemindeki gıda fiyatı oynaklığından etkileniyor. GHS 2025 verilerine göre 2025’te yaklaşık 15,8 milyon kişi yetersiz veya ciddi ölçüde yetersiz gıda erişimi yaşadı. Bu sayı 2023’te 16,3 milyon, 2024’te ise 15,9 milyon olarak kaydedilmişti. Verilerde düşüş görülmesine rağmen, kaynak ulusal gıda bulunabilirliğinin her hane için otomatik olarak gıda güvenliğine dönüşmediğine dikkat çekiyor. Güney Afrika’nın gıda ve beslenme güvenliği politikası, yeterli, güvenli ve besleyici gıdaya her zaman erişimi temel alıyor. 2023 Ulusal Gıda ve Beslenme Güvenliği Araştırması, sorunun yalnızca gıdanın miktarıyla sınırlı olmadığını gösterdi. Araştırmaya göre 0–5 yaş çocuklarda bodurluk %28,8, zayıflık %5,3 ve düşük kiloluluk %7,8 seviyesindeydi. Aynı yaş grubunda fazla kilo oranı %25,3, obezite oranı ise %32,1 olarak ölçüldü. Araştırma ayrıca Güney Afrika hanelerinin %63,5’inin bir dereceye kadar gıda güvencesizliği yaşadığını ortaya koydu. Hükümet, gıda güvencesizliğiyle mücadelede hane ve toplum bahçelerine, küçük üreticilere ve gıda dağıtım ağlarına odaklanıyor. Programlar kapsamında tohum, gübre, hayvan ve diğer tarımsal girdilerin yanı sıra teknik destek, mekanizasyon ve üretim altyapısı sağlanıyor. Amaç, geçimlik üreticilerin uygun olduğu durumlarda küçük ölçekli ve ticari değer zincirlerine ilerlemesini desteklemek. Gıda bankaları ve toplum dağıtım ağları da kamu ve özel sektör kuruluşlarıyla birlikte gıda toplayarak savunmasız hanelere ve toplum temelli beslenme programlarına ulaştırıyor. Tarım Bakanlığı, 2025/26 bütçe görüşünde gıda güvenliği ve çiftçi destek programları için 3,2 milyar rand ayırdığını açıkladı. Güney Afrika İyi Tarım Uygulamaları (SA-GAP) sertifikasyon programı kapsamında en az 740 üretici desteklenirken, gelecek yıl 1.700 çiftçiye daha ulaşılması planlandı. Bakanlık ayrıca ikinci Ulusal Gıda ve Beslenme Güvenliği Planı üzerinde çalışıyor. Dlamini’ye göre yetersiz beslenmeyle mücadele, sektörler arası koordinasyon ve yerel koşulları dikkate alan hedefli müdahaleler gerektiren ortak bir ulusal sorumluluk.

İran’da Gıdaya Erişim Zorluğu: Pezeşkiyan Savaş ve Ekonomik Baskıyı İşaret Etti
Görsel kaynağı: in.gr · Özgün haber

İran’da Gıdaya Erişim Zorluğu: Pezeşkiyan Savaş ve Ekonomik Baskıyı İşaret Etti

2 yayıncı · 2 haber · Karşılaştır

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, savaşın ve artan ekonomik baskının birçok İranlının beslenmesini zorlaştırdığını söyledi. Pezeşkiyan, çevrim içi yayımlanan konuşmasında, İran toplumunda birçok kişinin savaş ve bunun yol açtığı yaşam koşulları nedeniyle beslenmekte zorlandığını belirtti. Açıklama, Washington’ın son haftalarda Ortadoğu’daki askeri operasyonlarını sınırlamasına rağmen Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırdığı bir dönemde geldi. İranlı liderler, ABD’nin baskı ve tehditleri sona ermeden barış görüşmelerinin sürdürülemeyeceğini savunuyor. Pezeşkiyan, Tahran’ın “ne savaş ne barış” durumundan çıkması gerektiğini ifade etti. Savaş 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başladı. İran’ın misilleme saldırıları ve Hürmüz Boğazı’na erişimi kısıtlamasının ardından ABD, İran limanlarını ablukaya aldı; bu durum ülkenin petrol ihracatını ve ticari işlemlerini engelledi. Haziranda sağlanan ateşkes kısa sürede çöktü ve taraflar anlaşmayı kimin ihlal ettiği konusunda karşılıklı suçlamalarda bulundu. İran’daki açıklamalar, yeni bombardıman ihtimaline ilişkin endişelerin arttığı sırada yapıldı. ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, ABD’nin İran’a yönelik saldırılarının hafta sonu yeniden başlayabileceğini söyledi. İran Devrim Muhafızları temsilcisi ise sınırlı bir saldırıya katbekat daha büyük yanıt verileceğini açıkladı.